ABD

ABD Dışişleri Bakanlığı: ‘Dini lider tarafından yönetilen bir rejim İranlıları bastırıyor’


ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 2020 yılı için İran’daki insan hakları koşulları hakkında yayınlanan özel bir rapor, Başkan Joe Biden yönetiminin bir dizi konudaki ilgisini yansıtan kapsamlı bir görüşe yer verdi. Dini sistemin ‘siyasi, ekonomik ve toplumsal yaşamın, ifade özgürlüğünün, azınlıklarla ve haklarıyla ilişkilerin, kadın ve çocuk haklarına yönelik yaklaşımın eklemleri’ üzerinde nasıl güç ve kontrol uyguladığı söz konusu raporda yer alıyor. Rapor, İran’ı, başta dini lider olmak üzere din adamlarının egemen olduğu otoriter teokratik cumhuriyet olarak tanıtmakla başlıyor.

Dini liderin rolü

Dini lider, devletin başı olarak biliniyor. Uzmanlar Meclisi üyeleri, halk seçimlerinde doğrudan isim olarak seçiliyor. Meclis, dini lideri seçebiliyor ve onu görevden alabiliyor. Bununla birlikte Uzmanlar Meclisi adayları, dini lider tarafından seçilen Anayasa Koruma Konseyi tarafından inceleniyor. Bu, Uzmanlar Meclisi üyelerinin seçiminin dolaylı olarak kontrol edildiği anlamına geliyor. Ayetullah Ali Hamaney, 1989 yılından bu yana bu pozisyonu elinde bulunduruyor. Kendi yetkisi altındaki seçilmemiş konseyler aracılığıyla hükümetin yasama ve yürütme organları üzerinde doğrudan veya dolaylı olarak denetime sahip. Aynı şekilde dini lider, yargı, hükümet medyası ve diğer kilit kurumlar üzerinde anayasal yetkiye sahip.

Hükümete başkanlık eden cumhurbaşkanı ve Şura Konseyi (parlamento) için halk seçimleri mekanizması mevcut. Anayasa Koruma Konseyi, siyasi ve diğer hususlara dayalı olarak adayları rutin olarak araştırır, uzaklaştırır ve seçim sürecini kontrol eder. 12 üyeli Anayasa Koruma Konseyi’nin yarısı, dini lider tarafından atanırken, yargı erki başkanı da diğer yarısını atar. Yargı erki başkanı ise dini lider tarafından atanır.

Görsel seçimler

Rapor, geçtiğimiz Şubat ayında yapılan parlamento seçimlerine özel bir paragraf ayırıyor. Yetkililerin, özgür ve adil seçimler hususunda uluslararası standartlara uymadıklarını söylüyor. Bunun başlıca nedeni ise göreve aday olabilecek kişilerin belirlenmesi ve bazı durumlarda keyfi olarak işten çıkarılma dahil olmak üzere Anayasa Koruma Konseyi’nin siyasi süreçteki denetleyici rolünden kaynaklanıyor.

Anayasa Koruma Konseyi, aday olmak için kaydolan 14 bin 500 adayın 7 bin 296’sını iptal etti. Bu iptal, reformcu adayların parlamentodaki 290 sandalyenin 230’una ulaşmasını engelledi. Gözlemcilere göre protestolara yönelik yaygın hükümet baskısı nedeniyle seçim ortamının özgürlüğü ve adaleti büyük ölçüde azaldı. 2017 yılında cumhurbaşkanlığı ve yerel meclis seçimleri gerçekleştirildi. Anayasa Koruma Konseyi, toplam bin 636 aday arasından 6’sı Şii cumhurbaşkanı adayını onayladı. Hasan Ruhani cumhurbaşkanı olarak seçildi. 

Gözlemciler, daha önce 2009 seçimlerini barışçıl bir şekilde protesto ettikleri için hapse atılan Abdullah Momeni, Ali Tacerniya ve Nesrin Veziri gibi reformist adaylara, siyasi görüşleri nedeniyle aday olma izni verilmediğini belirtti. Bu nedenle raporda, 2017 yılında gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ve Şubat ayında yapılan milletvekili seçimlerinin özgür ve adil olmadığı belirtiliyor.

Güvenlik hizmetlerinin rolü

Dini lider; İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı, Cumhurbaşkanına bağlı İçişleri Bakanlığı kolluk kuvvetleri ve doğrudan dini lidere rapor veren Devrim Muhafızları Ordusu da dahil olmak üzere tüm güvenlik hizmetleri üzerinde mutlak yetkiye sahip. Rapor, ülke genelinde gönüllü askeri grup olarak bilinen ‘Besic’ güçlerine de atıfta bulunuyor. Söz konusu güçler, bazen Devrim Muhafızları’nın Kara Kuvvetleri için kolluk kuvvetleri yardımcı birimi olarak hareket ediyor.

Raporda, güvenlik güçleri mensuplarının yıl boyunca birçok ihlal gerçekleştirdiği belirtiliyor. Ayrıca hükümet yetkililerinin, sadece İranlılara değil ‘Suriye’de Devlet Başkanı Beşşar Esed’e, Hizbullah güçlerine, İran’a sadık Iraklı milislere ve Yemen’deki Husi milislere’ destek vererek, insan hakları ihlallerine maddi katkıda bulundukları ifade ediliyor.

Rapor, güvenlik yetkililerini, çocuk suçlular, zorla kaçırma ve devlet görevlilerinin elinde işkence de dahil bireyler için adil yargılamaların yokluğu ve uluslararası hukuk kriterlerinin ihlali gibi yasadışı veya keyfi uygulamalar ve cinayetler gerçekleştirmekle suçluyor.

Raporda, özel hayatın gizliliğine hukuka aykırı şekilde müdahaleler yapıldığı, ifade özgürlüğüne, basın ve internete ciddi kısıtlamalar getirildiği devrim mahkemeleri başta olmak üzere yargı bağımsızlığına ilişkin ciddi sorunlara değiniliyor. Tehditler, gazetecilere yönelik haksız tutuklamalar ve kovuşturmalar, internet sitelerinin sansürlenmesi ve engellenmesi, hakaret ve iftiralar, barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlüğüne müdahale, siyasi katılıma katı kısıtlamalar getirme, yolsuzluğun hükümetin her seviyesinde yayılması suçlarına da dikkat çekiliyor.

Rapor, İran hükümetinin, çoğu sistematik bir hükümet politikasının parçası olarak işlenen bu ihlalleri gerçekleştiren yetkilileri soruşturmak, yargılamak, cezalandırmak veya sorumlu tutmak için fiilen herhangi bir adım atmadığını vurguluyor. Bu ihlallere, Kasım 2019’da büyük çaplı protestoların bastırılması sırasında en az 304 kişinin öldürülmesi ve önceki yıllardan birçok şüpheli ihlal ve gözaltı sırasında ölüm de dahil. Rapora göre cezasızlık, hükümetin ve güvenlik güçlerinin her seviyesinde yaygın.

Etnik azınlıklara yönelik sistematik baskı

Rapor, etnik azınlıklara da özel bir bölüm ayırırken hükümetin, sayıları 18 milyonu (nüfusun yaklaşık yüzde 24’ü) aşan Azeriler, sayısı 8 milyon civarında olan Kürtler, Beluçlar ve Ahvaz Arapları da dahil bu azınlıkları orantısız bir şekilde hedef aldığını söylüyor. Uluslararası gözlemciler, 110 aşireti temsil eden tahmini 2 milyondan fazla Ahvaz Arap’ın devam eden zulüm ve ayrımcılığa maruz kaldığını bildirdi. Ahvaz’daki insan hakları savunucuları, hükümetin ‘geliştirme projelerinde’ kullanılmak üzere Arap mallarına el koymaya devam ettiğini ve devrim öncesi dönemde çıkarılan mülkiyet haklarını tanımayı reddettiğini belirtti. İran anayasası, hükümetin yasadışı olarak veya İslam hukukuna aykırı bir şekilde elde edilen mülklere el koymasına izin veriyor. Bu kapsamda hükümet, çıkarları doğrultusunda kanunları etnik ve dini azınlıkları hedef almak için kullanabiliyor.

Raporda, bu etnik azınlık gruplarının ‘ekonomik yardım, ticari ruhsatlar, üniversitelere giriş, iş imkanları, kitap yayınlama izni, barınma ve arazi hakları, keyfi tutuklama, uzun süreli gözaltı, kayıp ve fiziksel saldırılar’ gibi siyasi, sosyal ve ekonomik ayrımcılığa maruz kaldıkları belirtildi.

Geçen yıl Temmuz ayında yayınlanan bir raporda Birleşmiş Milletler (BM) Özel Temsilcisi, Azeri, Türk, Kürt ve Ahvaz Arapları topluluklarından çok sayıda siyasi tutuklu hakkında endişesini dile getirdi. İnsan hakları örgütleri, hükümetin ölüm cezası uygulamasının etnik azınlıkları orantısız bir şekilde etkilediğini kaydetti. Etnik azınlık mensuplarını ve dini grupları defalarca tutuklu yargılamaya tabi tuttuğu, işledikleri suçun şekli nasıl olursa olsun işkence de dahil olmak üzere daha ağır fiziksel cezalara maruz kaldıkları belirtildi. Tutukluların ailelerine, gazetecilere ve Ahvaz Araplarından insan hakları aktivistlerine göre güvenlik güçleri, Ahvaz şehrindeki hapishane protestolarını bastırmak için aşırı güç kullandı. Bu aşırı güç ise Vazgestan Hapishanesi’nde 15 kişinin ölümüne neden oldu.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu