Siyaset

Boğaziçi olayları vesilesiyle bir hatırlatma: Suçun şahsiliği ilkesi uygarlığın esasıdır…


Uygarlık sahip olunan maddi değerlerle ölçülmez. “Zengin ülkeler uygardır, fakirler değil” denilemez. Uygar ülkeler, vatandaşlarının rahat ve huzur içerisinde yaşadığı, kimsenin başına durduk yere dertler açılmadığı, her şeyin kuralına uygun cereyan ettiği ülkelerdir. 

Süleyman Demirel, demokrasiyi, “Sabahın köründe kapısı çalınan insanın gelenin sütçü olduğundan kuşku duymadığı rejimdir” diye tanımlardı. 

Uygar ülke de ‘hukukun üstünlüğü’ ilkesinin dört dörtlük uygulandığı ülkedir. 

Anayasasında “Cumhuriyet’in nitelikleri” arasında ‘hukuk devleti‘ olduğu özellikle belirtildiği için Türkiye de uygar veya hiç değilse uygar olmayı hedef seçmiş bir ülkedir. 

Bu girişi ‘hukukun temel ilkelerinden biri’ olan ‘suçun şahsiliği’ ilkesini hatırlatmak için yaptım. 

Hukukun üstünlüğünün hassasiyetle geçerli olduğu ülkelere ait bu ilke aslında Ortaçağlar’dan bu yana bilinir ve uygulanır. İslam toplumları için, bu, çok daha önce, Kur’an-ı Kerim’in “Kimse kimsenin günah yükünü çekmez” ayeti (Zümer 7) ile ana kural haline getirilmiştir. 

Suç kim tarafından işlenmişse cezayı o çeker. 

Birinin işlediği suç yüzünden bir başkasının -eşinin, kardeşinin, çocuğunun- cezalandırılması asla düşünülemez. 

Boğaziçi Üniversitesi’ne yeni atanan rektöre siyasi kimliği ve yetersiz bulunması sebebiyle yöneltilen itirazlar bir süredir ülke gündemini meşgul ediyor. Atamayı yapan irade itirazları kabul etmiyor, atanan kişi istifayı düşünmüyor, itirazcılar da itirazlarından vazgeçmek niyetinde değil… 

Tam bir açmaz hali. 

Dün üniversitenin ismi en iyi bilinen öğretim üyelerinden biri, nasıl olduysa, birden bire, tartışmanın merkezine taşınıverdi. 

Okuyalım: 

“Yani aynı zihniyet şu: Osman Kavala denilen bu ülkede Soros’un adeta ofisi olan, temsilcisi olan kişinin karısı da yine aynı şekilde Boğaziçi Üniversitesi’nde bu provokatörlerin içerisinde yer alan bir kadındır. Şimdi biz ülkemizi, böyle nadide bir üniversitemizi bunları alın istediğiniz gibi karıştırın mı diyeceğiz. Buna müsaade etmemiz mümkün değil” 

Ayşe Buğra Boğaziçi Üniversitesi’nde profesör. Çok sayıda eseri alanında öncü kabul ediliyor. Anlaşılan Prof. Buğra da yeni rektörün atanmasından hoşnut olmayanlardan; çok sayıdaki itirazcı öğretim üyelerinden biri de o. 

Yukarıda aktardığım sözlerin sahibi, onu, öğretim üyesi kimliğiyle değil eşi üzerinden eleştiriyor. 

Eşi, üç yıldan fazla süredir tutuklu olan Osman Kavala. 

Atamaya itiraz bir kabahatsa, bir suç ise, bundan dolayı Ayşe Buğra muhatap alınabilir. Eşi yüzünden suçlanmasını anlamak ise mümkün değil. 

Ayrıca Osman Kavala’nın henüz yargı süreci tamamlanmış da değil. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi’nin ayrı ayrı kararlarına göre serbest bırakılması gerekiyor. Hakkında açılan davalarda “Soros’un adeta ofisi olması, temsilcisi olması” iddiası var mıdır, bilmiyorum. Bildiğim, hakkında böyle bir suçlama bulunsa bile, bunun bir insanı cezalandırmak için yeterli bir gerekçe olamayacağıdır. 

[George Soros dünyanın en zengin adamlarından. Parasını siyasi amaçla da kullanıyor. Kurduğu bir vakfın Türkiye’deki şubesinin adı ‘Açık Toplum Vakfı. Vakfın mütevelli heyetinde Osman Kavala ile birlikte uzun yıllar yer almış Can Paker halen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın takdir ettiği isimlerden.]  

Hadi, tartışmayı sınırları içerisinde tutabilmek adına, bir an için, Osman Kavala’nın ‘suçlu’ olduğunu kabul edelim; Osman Kavala yanlış yaptı diye eşini suçlamak doğru olur mu? 

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki olayla Osman Kavala’nın yargılandığı dava arasında nasıl bir irtibat kuruluyor? 

Merak bu ya, sormadan edemeyeceğim: Acaba Boğaziçi Üniversitesi olayı ile ilgili dünyanın değişik ülkelerinde çıkan haberler iktidarın bilgisi dahilinde mi? 

Dünya basını, bu arada uluslararası kanallar da, İstanbul’daki olayları okurları ve izleyicilerine aktarıyorlar. 

Yandaki gazete kupürü İngilizce çıkan bir Arap gazetesinden. Fark edileceği üzere gazete Boğaziçi haberini bir başka Türkiye haberiyle birleştirmiş; Osman Kavala’nın tutukluluğunun sona erdirilmesi talebini duyurmak için biraraya gelen Almanya, Avusturya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, Macaristan, İspanya ve İsviçre’nin insan hakları büyükelçilerinin ortak açıklaması haberiyle… 

Osman Kavala’nın Boğaziçi olayı ile irtibatı bu şekilde kurulmuşken buna bir de eşinin adının karıştırılması, ülkemizi eleştirmek için bekleşen dışarıdan bakanları haklı çıkarmaktan başka işe yaramaz. 

Son yıllarda ‘suçun şahsiliği’ ilkesine aykırı başka yanlışlıklar da yapıldı, yapılıyor. Suçlanan kişilerin eşleri, çocukları, yakın akrabalarının üzerine gidildiği, bu yüzden cezaevlerine gönderildikleri veya yurtdışına çıkışlarının engellendiği duyuluyor. Bunlar da yanlış uygulamalar. 

15 Temmuz hain darbe girişiminin zorladığı kimya bozulmasının etkisiyle… 

[ABD’de de 6 Ocak günü beş kişinin hayatını kaybettiği tam bir darbe girişimi yaşandı ve güvenlik güçleri ile yargı orada da darbe girişimine el koydu. Meclis’i basan, elde silah öldürmek için senatör ve milletvekili arayan ve bu durumları kameralarla tespitli 200’e yakın kişi ile ilgili hukuki süreç başlatıldı ama darbe girişimine katıldığı için halen cezaevinde tutulan kişi sayısı iki elin parmaklarını bulmuyor. Gözaltına alınanların bir bölümü kefaletle, bir bölümü de tedbirli olarak serbest bırakıldı.] 

Türkiye uygar bir ülke.

Herkesten ve her kurumdan hukuka uygun davranma beklenir. 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu