Siyaset

Emekli amiraller üzerinden darbe ve mağduriyet senaryosu, muhalefet oyuna gelmedi


Türkiye bir kez daha güne darbe tartışmalarıyla uyandı. Deniz Kuvvetleri’nden emekli olmuş amirallerin, TBMM Başkanı AKP’li Mustafa Şentop’un Türkiye’nin 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden Cumhurbaşkanının imzasıyla çekilebileceğini  dile getirmesi üzerine ortak bir metin yayınlamaları iktidar ittifakı için olağanüstü sıkıntılı tablo içinde bir fırsat penceresi açtı.

Türkiye’nin İstanbul ve Çanakkale boğazları üzerindeki denetim ve egemenlik hakkını tescil eden, boğazların silahsızlandırılmasını öngören Montrö Uluslararası Boğazlar Sözleşmesi, Karadeniz’in bir ‘barış denizi’ olması ve Karadeniz’e kıyısı bulunan ülkelerin sıcak denizlerle bağlantısını güvence altına alıyor.

Savaş gemilerinin boğazlardan geçişini sıkı kurallara bağlayan sözleşme, ABD’nin ve NATO’nun Rusya’yı Karadeniz’de baskılaması açısından da Rusya’ya ciddi güvenceler sağlarken, Türkiye’nin boğazlardaki denetimini de hayati önemde bir stratejik statüye dönüştürüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2011 yılında imzalanan ve kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz, aile içi şiddet, cinsel istismar, toplumsal cinsiyet eşitliği vb. konularında önlem ve güvence getiren İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye’nin çekilmesini içeren kararı yayınlandıktan sonra bu kararın hukukiliği, yasa ve anayasaya uygunluğu TBMM ve Cumhurbaşkanının yetkileri konularında ciddi tartışmalar başlamıştı. 

TBMM tarafından yasa ile onaylanan bir uluslararası anlaşma ya da sözleşmeden Cumhurbaşkanı imzasıyla çıkılamayacağına yönelik tezi savunan muhalefet, kararın iptali için Danıştay’a dava açarken, kendisi de Anayasa Profesörü olan AKP TBMM Başkanı Mustafa Şentop ise bir süre önce katıldığı bir TV programında bu yöndeki sorulara, Cumhurbaşkanının bu yetkisinin olduğu karşılığını verdi. Şentop, örnek olarak da gerekirse Cumhurbaşkanı imzasıyla Montrö Sözleşmesi’nden de çıkılabileceğini söyledi.

Şentop’un bu sözleri, basit bir örneğin ötesinde Montrö’den çekilme yönünde iktidarın kapalı kapılar ardında yaptığı bir hazırlığın ‘ağızdan kaçırılması’ olarak yorumlandı. ABD’de başkanlığa seçilen Biden yönetimiyle S-400, F-35, Halkbank davası, Kuzey Suriye’de PYD-YPG-PKK ile çatışma, insan hakları ve demokrasi vb. çok sayıda başlıkta sorun yaşayan Erdoğan’ın, Montrö’den çekilme kararıyla Biden’e yakınlaşma adımı atabileceği bu yönde bir ödün verme yoluna gidebileceği iddiaları muhalefet partileri tarafından öne sürüldü.

Bu tartışmaların başlamasından kısa süre önce ABD ve Türkiye Deniz Kuvvetleri’nin Karadeniz’de ortak tatbikat yaptıklarına dikkat çekilirken, Rusya ile Ukrayna arasında Kırım, Donbas gerginliğinin yeniden alevlenmesi de sıcak tartışmaları büyüttü. ABD ve NATO’nun Ukrayna’ya destek vaatleri çerçevesinde şayet Türkiye Montrö’den çekilirse ABD donanmasına ve NATO’nun kısıtlama olmaksızın sınırsız sayıda savaş gemisini boğazlardan geçirerek Karadeniz’e çıkartabileceği, Rusya’yı denizden ablukaya alabileceği yönünde senaryolar dile getirilmeye başlandı. 

Berlin duvarının yıkılmasından sonra, Türkiye gibi Bulgaristan ve Romanya’nın da NATO üyesi olması, Ukrayna’nın AB ve ABD ile yakınlaşması Rusya’yı Karadeniz’de yalnız bıraktı. Ukrayna ve Gürcistan’a NATO üyeliği vaatlerinin dile getirilmesi Rusya’nın endişelerini daha da büyütmüş durumda. İşte tüm bunların ışığında Montrö Boğazlar Sözleşmesi aynı zamanda Rusya açısından da hayati önemde bir güvence. 

Tabii Erdoğan’ın Montrö’den çekilme yönünde bir adımı hayata geçirmesi iktidar ittifakının küçük ortağı MHP’nin de karşı çıkacağı bir adım olacak. Muhalefetin yanı sıra ulusal bağımsızlık ve boğazlardaki egemenlik hakkından vazgeçilmesi gibi bir durum toplumsal tepkileri de yükseltecek. Erdoğan’ın böyle bir adım atması mevcut konjonktürde çok güç gibi görünse de çılgın proje Kanal İstanbul’daki ısrarı, kendi hükümetinin büyük vaatlerle imzaladığı İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı, uluslararası tepkileri de göze alarak Ayasofya’yı ibadete açması, siyasi güç kaybının hızlandığı bir süreçte iktidarda kalabilmek, yeni ittifaklar oluşturmak ve seçmen tabanını konsolide edebilmek için her olasılığı deneyebileceğinin işaretleri. 

ABD’nin yaptırım tehditleri masada dururken ve Beyaz Saray’dan beklenen telefon üç aydır gelmemişken Montrö jestiyle boğazların kapısını ABD donanmasına açmak Erdoğan’ın yeni bir ‘çılgın projesi’ olarak görülebilir. Tabii böyle bir durumda Rusya ve Putin ile aranın bozulmasını göze almak da kesin ve ciddi bir durum.

İşte tüm bu tartışmaların ve kaotik tablonun ortasında alevlenen Montrö tartışmalarına iki gün önce aralarında bakanlık, MİT Müsteşarlığı, AİHM yargıçlığı yapmış, kritik başkentlerde büyükelçilik görevi üstlenmiş 126 Emekli Büyükelçi yayınladıkları ortak açıklamayla katıldılar.

Büyükelçiler, Kanal İstanbul projesinin Montrö’yü tartışmaya açacağını, Montrö’nün Rusya’nın da güvenliğinin temel belgesi olduğunu, ABD’nin yıllardır Montrö sözleşmesini yürürlükten kaldırmak ve yeni bir boğazlar anlaşmasını tartışmaya açmak istediğini vurguladıkları ortak açıklamayı şöyle bitirdiler;

“Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması, Türkiye’ye bütün bu kazanımlarını kaybettirebilecek yaşamsal bir egemenlik ve güvenlik, kısacası gerçek bir beka sorununa yol açacaktır. Türkiye Cumhuriyeti üzerinde çeşitli emelleri olan devletlerin çıkarına hizmet edecek olan Kanal İstanbul’dan vazgeçilmelidir.”

İktidardan,  Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarından, Cumhurbaşkanı Sözcülüğü ve İletişim Başkanlığı’ndan, AKP sözcülüğünden büyükelçilerin bu iddialarına ve çağrılarına yönelik bir çıkış, tepki ya da eleştiri olmadı.

Buna karşılık 104 emekli amiral aynı konuda ve üstelik büyük ölçüde benzer içerikte bir ortak açıklamayı kaleme alarak, kamuoyuna duyurunca kızılca kıyamet koptu. Emekli amiraller, Montrö’den çekilme tartışmalarının Ege ve Akdeniz’de Mavi Vatan tezinden vazgeçilmesi, boğazlar üzerindeki egemenlik hakkının terk edilmesi anlamına geleceğini dile getirdikleri ortak açıklamalarında kamuoyuna yansıyan ve tarikat tekkesinde görüntülenen cemaat üyesi cübbeli amiral görüntülerinden de rahatsızlık ve TSK adına endişe duyduklarını dile getirdiler.

Cumhurbaşkanı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ilk tepki gösteren isimlerden birisi oldu ve ortak bildirinin darbe iması ve çağrısı olduğunu öne sürerek emekli amirallere ‘haddinizi bilin’ dedi. Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın’dan başlamak üzere tüm iktidar yetkilileri, bakanlar, AKP üyeleri ve bakanlıklara bağlı, kurumlar, kuruluşlar ortak açıklamayı ve emekli amiralleri tepki yağmuruna tuttular. Açıklamanın ‘milli iradeye saldırı, darbe çağrısı, vesayet hevesi, dış mihrakların hamlesi’ olduğu yönünde bildiriler, sosyal medya paylaşımları yapıldı. MHP lideri Devlet Bahçeli de, emekli amirallerin derhal rütbelerinin sökülerek, emekliliklerinin sonlandırılması, maaşlarının kesilerek yargılanmaları, arkalarında kimlerin ve hangi destekçilerin olduğunun ortaya çıkarılması çağrısında bulunurken, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı açıklama metni gerekçesiyle resen soruşturma başlatıldığını açıkladı.

AKP Merkez Yönetim Kurulu’nun (MYK) Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan başkanlığında 5 Nisan’da ‘olağanüstü toplanma’ kararı aldığı duyurulurken, Erdoğan’ın da toplantı sonrası saat 15.00’te basın açıklaması yapacağı kaydedildi.

Muhalefet cephesi ise emekli generallerin Montrö açıklamasından darbe mağduriyeti çıkartmaya çalışan iktidarın bu çabalarına yüz vermedi. Emekli amirallerin açıklamalarını ‘zevzeklik’ olarak nitelendiren İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in yanı sıra CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da iktidarın emekli amirallerin açıklamasından darbe tartışması çıkartarak işsizliğin, ekonomik sorunların, patlama yapan korona salgının konuşulmasını gündemden düşürmeye çalıştığını, yaratılmak istenen ‘yapay gündemi’ tartışmayacaklarını söyledi. 

İYİ Parti’li Aytun Çıray eski bir tabip teğmen olarak açıklamanın altına imzasını attığını belirtirken, HDP’li Garo Paylan, milli iradeyi çiğneyip, seçilmiş vekilleri, belediye başkanlarını hapse gönderen iktidarın asıl darbeci olduğunu öne sürdüğü paylaşımında Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e seslenerek ‘darbeci arıyorsanız aynaya bakın’ mesajını yazdı. 

MHP’den ihraç edilerek Demokrat Parti’ye geçen Cemal Enginyurt’ta attığı twitte şunları dile getirdi:

“Hilafet geri gelsin” derken, bu darbe olmuyor değil mi? Atatürk’ün neyi var, neyi yok kaldırırken bu darbe olmuyor değil mi? T.C. yazılarını silerken bu darbe olmuyor değil mi? Türk isminden rahatsız olurken, bu darbe olmuyor değil mi? 103 kişi bildiri yazınca, darbe oluyor öyle mi?”  

CHP’den ayrılarak Memleket Hareketi’ni partileştirme çalışmalarını yürüten Muharrem İnce ise her konuda yaptığı paylaşımlarla AKP’lilerin de tepkisini çeken Ayasofya Camii Baş İmamı Mehmet Boynukalın’a atıfta bulunarak; 

“Montrö Boğazlar Sözleşmesi konusunda Amiraller görüş açıklamayacak da kim açıklayacak? Bu konuda da Ayasofya İmamı mı konuşacak?” dedi.

Amirallerin Montrö açıklaması korona vakalarının günlük 50 bine doğru ilerlediği, Merkez Bankası başkan değişikliği sonrasında piyasalarda adeta deprem yaşanan, kurların, faizin tırmandığı, enflasyonun başını alıp gittiği ekonomik sorunların ağırlaştığı bir dönemde iktidar tarafından darbe mağduriyetiyle siyasi fırsata dönüştürülmek isteniyor. 

Hepsi emekli olan, bazıları geçmişte FETÖ kumpas davalarında yargılanan amirallerin darbecilik tartışmalarına malzeme yapılmak istenmesi de bunu işaret ediyor. Montrö için emekli büyükelçilerin aynı içerikteki açıklamasına suskun kalınırken, emekli amirallerin açıklamasından siyasi mağduriyet yaratılmak istendiği yorumları muhalefet cephesinde öne çıkıyor. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun birkaç ay önce bir TV programında yaptığı ‘Bu iktidar öyle veya böyle gidecek’ sözlerini de AKP ve MHP günlerce darbe çağrısı diye tartışma gündemine oturtmuştu. 

Son olarak Boğaziçi öğrencilerinin rektör atamasını protesto eylemleri için de Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP lideri Bahçeli Gezi eylemleri benzeri ‘kalkışma provası, hükümeti devirme teşebbüsü, dış güçlerce destekli kaos ve kargaşa yaratma senaryosu vb.’ iddialarla terör örgütlerinin provokasyonu diye nitelendirmişlerdi. Bahçeli savcılara çağrıda bulunarak Boğaziçi öğrencilerinin eylemlerinin arkasında hangi dış güçlerin, mihrakların, organizasyonların olduğunun açığa çıkarılmasını istemişti.

Şimdi de göründüğü kadarıyla Türkiye açılan soruşturma, emekli amirallerin evlerine yapılacak baskınlar, gözaltılar, düzenlenecek darbe iddianameleri vs. ile uzunca bir süre emekli amiraller darbesini konuşacak. Medyanın ve ekranların manşetlerini, tartışma programlarını ‘Montrö bildirisinin ardındaki gizli ve karanlık güçlerle ilgili senaryolar, iddialar’ süsleyecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da muhtemelen 5 Nisan’da kameralar karşısına geçerek iktidara yönelik bir darbe teşebbüsü hazırlığının püskürtüldüğünü, faillerin yargı önünde millete hesap vereceğini söyleyecek. Bu mağduriyetin AKP+MHP ittifakının oylarını nasıl etkilediğini ise önümüzdeki günlerde yapılacak anket ve kamuoyu araştırmalarıyla göreceğiz.     

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu