Siyaset

‘Erdoğan Pan-Türkizmi bölgesel istikrarı tehdit ediyor’


Dağlık Karabağ ihtilafına Türk ordusu ve Suriyeli paralı askerlerin Azerbaycan’ı destekleyerek doğrudan katılımının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunu Güney Kafkasya ve Orta Asya’ya kadar genişletmek için agresif bir şekilde kullanılan pan-Türkizm politikasının zirvesini oluşturduğu belirtiliyor.

Avrupa merkezli uluslararası diplomasi portalı Modern Diplomasi’de (MD) Alaattin Salih imzasıyla yayınlanan makalede, Erdoğan’ın Türkiye’nin jeo-stratejik çıkarlarını askeri güç dahil her tür yolla güvence altına almak istediği belirtiliyor. 

Dağlık Karabağ’daki çatışmaların sona ermesini sağlayan barış anlaşmasının imzalanmasının ardından geçen Aralık ayında Bakü’de düzenlenen zafer yürüyüşünde bir konuşma yapan Erdoğan’ın “Bugün burada bu muhteşem zaferi kutluyoruz. Ancak Azerbaycan’ın topraklarını işgalden kurtarması mücadelenin bittiği anlamına gelmez. Siyasi ve askeri alanda yürütülen mücadele diğer birçok cephede de devam edecek” şeklindeki sözlerine atıfta bulunulan makalede, Erdoğan’ın “diğer cephelerden” kötü bir şekilde bahsetmesinin bugünkü Türk dış politikasının özüne dair bir fikir verdiği, ABD önderliğinde çökmekte olan tek kutuplu dünya düzeninin yarattığı türbülanstaki tüm açıklıkları kullanarak eski ihtişamını yeniden kazanmaya çalıştığı öne sürülüyor.

“Avrupa’daki dağılma süreçleri ve daha önce Osmanlı emellerinin ulusal sınırları aşmasını engelleyen dünya güçlerinin azalan rolünün Türkiye’ye jeopolitik intikam için yeşil ışık yaktığı” ileri sürülen makalede, “Bununla birlikte Ankara, bölgesel liderliğini yeniden kurmak için, Siyasal İslam’ın yaygınlaşması ve Türk azınlıkların bulunduğu ülkelerde ayrılıkçı duyguların teşvik edilmesi gibi oldukça şüpheli yöntemler seçti” deniyor. 

Makalede, “Pan-Türkizm ideolojisi Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığından önce ortaya çıkmasına rağmen, modern Türkiye tarihinde bu ideolojiyi en radikal ve güçlü bir şekilde uygulayan ilk liderin Erdoğan olduğunu belirtmek gerekir” şeklinde ifadeler de kullanılıyor. 

Türkiye ve kanatları altına aldığı silahlı grupların, Türkiye’nin müdahalesi sonrası ele geçirilen Kuzey Suriye bölgelerindeki Kürt nüfusa karşı tutarlı bir terör politikası izledikleri de belirtilen makalede şu bilgilere yer veriliyor: “İşgal altındaki topraklarda etnik temizlik, cinayet ve Kürt girişimcilerle toprak sahiplerinin, mallarının daha sonra Türkiye destekli gruplar arasında yeniden dağıtılması amacıyla kaçırılması yaygın. İnsan hakları gözlemcilerine göre, Türkiye’nin üç yıllık Afrin işgali döneminde 674 sivil öldürüldü, 7 bin 300’den fazla kişi kaçırıldı ve 300 bini zorla yerlerinden edildi. Buna ek olarak, Türk şirketleri 314 binden fazla zeytin ağacını kesti ve 70’ten fazla arkeolojik alanı yağmaladı.”

Kürtlerin yanı sıra Dağlık Karabağ Ermenilerinin de geçen yıl Türk milliyetçiliğinin oluşturduğu kötü duruma maruz kaldıklarına işaret edilen makalede, Türkiye’nin tartışmalı bölge için savaşan Azerbaycan askerlerini desteklemek için binlerce Suriyeli paralı askeri bölgeye gönderdiği de belirtiliyor. 

Makalede Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’ın bir parçası olarak kabul edildiği, ancak 1994’ten beri Ermenistan’ın korumasından yararlanarak yarı bağımsız bir statüye sahip olduğu da ifade ediliyor. Makalede üç ay süren şiddetli çatışmalar sonrası Azerbaycan’ın Türkiye’nin aktif desteğiyle üstünlük sağlamayı başardığı ve Ermenistan Başbakanı Nikol Pashinyan’ı işgal altında tuttuğu toprakları yeniden Bakü’ye veren bir anlaşmayı imzalamaya zorladığı da belirtiliyor.

Makalenin sonunda ise şu görüşler dile getiriliyor: “Askeri uzmanlar, Ankara’nın Azerbaycan zaferini dış politikasının doğruluğunun bir kanıtı olarak gördüğünü söylüyorlar. Ayrıca Türkiye’nin Hazar Denizi ve Orta Asya’ya Nahçıvan Özerk Bölgesi, Dağlık Karabağ ve Azerbaycan’ın ana toprakları üzerinden Türk dünyasına daha fazla yayılması için doğrudan erişim sağlaması açısından stratejik olarak önemliydi.”

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu