Siyaset

Soylu’nun hamleleri, Biden’la diyalog arayışındaki Erdoğan’ı sıkıştırıyor


Boğaziçi Üniversitesi’ne yapılan rektör ataması sonrasında başlayan protestolarda giderek güvenlik güçlerinin tutumunun sertleşmesi, gözaltına alınan öğrencilerin sayısının her geçen gün artması karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan başta terörist ilan ettiği öğrencilere yönelik söylemini nispeten yumuşatmaya yönelirken, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve ittifak ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli, Erdoğan’ın önüne takozlar yerleştiriyor.

Olayların başlangıcında önce öğrencilerin terörist olduklarını öne süren Soylu, PKK’dan TKP-ML’ye, DHKPC’den, FETÖ’ye varana kadar protestocuları tüm terör örgütlerinin üyeleri, olarak lanse etti. Sonrasında Kâbe üzerinde Şahmaran illüstrasyonu üzerinden bu kez protestocuların ‘Sapkın LGBTİ’ mensupları olduğunu öne sürdü. Şu ana kadar sayılarının 500’ü aştığı duyurulan gözaltındaki öğrencilerin tutuklanan birkaçı dışında tamamı mahkemelerce serbest bırakılınca terör örgütü üyeliği iddiaları ‘bağlantılı, irtibatlı, iltisaklıya’ dönüştürüldü.

Arkasından Cumhur İttifakı ortağı MHP lider Bahçeli devreye girdi ve protestocuların öğrenci değil ‘sapkın, Vandal, terörist, haşarat, başları ezilmesi gereken yılanlar’ olduğuna varana kadar ithamlarda bulundu. Öğrenciler ise karşı atağa geçerek Erdoğan’a, Soylu’ya, Bahçeli’ye yanıt içeren videolar paylaşarak öğrenci olduklarını, terörist olmadıklarını, hiçbir örgütle bağlantılarının olmadığını, demokratik protesto haklarını kullandıklarını duyurdular.

Bunun üzerine önce Bahçeli yeni bir paylaşımda bulunarak bu kez öğrencileri CHP ve HDP’nin provoke ettiğini öne sürüp ‘Muhterem Anneler, çocuklarınızı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun eline bırakmayın’ çağrısı yaptı.

Erdoğan da 5 Şubat’ta Cuma namazı çıkışında ve video konferansla katıldığı il kongrelerinde taptığı konuşmada protestoları CHP ve HDP’nin organize edip yönlendirdiğini iddia etti. Öğrencilerden ‘evlatlarımız’ diye söz ederek, ailelere seslenip, ‘Evlatlarınıza sahip çıkın’ çağrısı yaptı. Ardından da hedefe Boğaziçili akademisyenleri ve Osman Kalavala’nın eşi Prof. Ayşe Buğra’yı yerleştirerek; “Osman Kavala denen kişinin karısı da bu provokatörlerin içinde yer alan bir kadındır. Böyle nadide bir üniversitemizi, ‘Alın istediğiniz gibi karıştırın’ mı diyeceğiz?” dedi.

Boğaziçi protestolarında Soylu’nun LGBT ithamları ve Erdoğan’ın da bazı il kongrelerinde aynı argümanı kullanmasının ardından ABD’den sert açıklamalar geldi. Yeni Başkan Joe Biden da LGBT hakları bildirisini imzaladı. Hâlâ Joe Biden’a gönderdiği kutlama mektubuna yanıt alamayan Erdoğan, diyalog kanallarını açmaya çalışırken bu kez de Soylu’nun katıldığı bir TV programında 15 Temmuz darbesini FETÖ’nün yapmadığı, ardında ABD’nin olduğu yönündeki sözleri bu girişimlere ikinci darbeyi vurdu. ABD, Soylu’nun açıklamalarına yine tepki gösterirken, bu ifadelerin tamamıyla asılsız ve gerçek dışı olduğunu savundu.

Yeni anayasa tartışmalarını gündeme taşıyan, hukuk-yargı-ekonomik reform söylemlerini öne çıkartan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD-AB’ye karşı dışa dönük mesajlar vermeye çalışırken, Soylu ve Bahçeli’nin çıkışlarıyla bir yandan sıkışıyor diğer yandan da onların sert söylemlerine, ithamlarına, gerilimi yükseltme hamlelerine onay vermek, katılmak zorunda kalıyor.

Bu görüntü, siyasi kulislerde Erdoğan’ın Bahçeli ve Soylu’nun çifte tazyiki altında olduğu yorumlarını öne çıkartırken, Mart ayındaki AKP Kongresi’nde Erdoğan’ın genel başkanlığı bırakacağı yönündeki iddialarda isimleri öne çıkan Süleyman Soylu ve Abdülhamit Gül arasındaki tercih seçeneklerinde Soylu’nun öne çıkma çabalarına hız verdiği, Bahçeli’nin de desteğini arkasına aldığı değerlendirmelerini güçlendiriyor.

Dolayısıyla her ne kadar muhalefet partileri tarafından samimi olmadığı, günü kurtarmayı hedeflediği dile getirilse de, Erdoğan’ın atabileceği olası birtakım demokratikleşme adımlarının da Soylu-Bahçeli engeliyle frenlendiği tespitleri ağırlık kazanıyor.

Bu açıdan Erdoğan’ın bir yandan Saadet Partisi (SP) ile yakınlaşarak, ittifak tabanını genişletme, bu çerçevede Milli Görüş tabanına sempatik gelecek Abdülhamit Gül ya da Numan Kurtuluş’a genel başkanlığı devretme olasılığına karşı, Soylu’nun ön almaya çalıştığını, MHP tabanında da karşılık bulan çıkışlarla AKP üzerindeki MHP kontrolünü pekiştirecek bir zemini hazırlamak istediğini öngörmek pek de yanlış olmaz.

Türkiye, 20 Ocak’ta göreve başlayan Biden yönetimiyle ilk resmi temasını Cumhurbaşkanı sözcüsü İbrahim Kalın ile Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan arasındaki telefon görüşmesiyle kurmasına karşılık, görüşme sonrasında Ankara ve Washington’dan yapılan resmi açıklamaların içeriğindeki farklılıklar, ilk diyaloğun arzu edildiği gibi olmadığını gösteriyor.

ABD’den gelen açıklamada, Sullivan’ın görüşmede Kalın’a ‘Biden yönetiminin demokratik kurumlar ve hukukun üstünlüğünü desteklemeye yönelik kararlılığının altını çizdiği’ vurgulanırken, Cumhurbaşkanlığı açıklamasında buna yer verilmemesi dikkat çekti. Bu açıdan ABD’nin, Erdoğan’ın ekonomik-demokratik reform vaatlerinin içeriğini ve gerçekliğini sorguladığı, atılacak adımları görmek istediği söylenebilir.

Ancak içeriye döndüğümüzde, Soylu ve Bahçeli’nin Erdoğan istese de bu yönde beklentileri karşılayacak adımlar atmasına sıcak bakmadıkları, engelleme tavrını sürdürecekleri, Erdoğan’ı bu konuda baskılamaya çalışacakları eylem ve söylemleriyle somut şekilde ortada.

İlk açıklamasında Türkiye’de yeni bir sivil anayasayı gündeme alma ve tartışmaya açma zamanının geldiğini, tüm partiler ve kesimlerle bunu ele almak gerektiğiniz söyleyen Erdoğan’ın bu sözlerine Bahçeli’den gelen destek açıklaması ise olası yeni anayasa hazırlıklarının çerçevesini kesin bir dille çizdi. Bahçeli; “Gizli mahfillerde, tehlikeli maksatlarla, gölgeli emellerle anayasa taslağı hazırlayıp devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü siyasi amaçlarına kurban etmek isteyenlerin içine düştükleri zilletten kurtulmaları bir başka beklentimizdir. Türkiye’nin, Cumhuriyet tarihindeki en önemli reformu olan yeni yönetim sistemi ise diğerinin yeni anayasa olması tarihe ve millete boyun borcumuz olarak değerlendirilmelidir” dedi.

Bahçeli’nin sınırlarını çizdiği bu çerçevenin ardından bu kez Erdoğan yeni anayasa çalışmalarının Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin takviyesi, güçlendirilmesi üzerine inşa edileceğini ilan etti. Hazırlığın da başlangıçta ifade ettiği ‘tüm partileri ve kesimleri kapsayacak bir katılımla değil’ Cumhur İttifakı içinde AKP+MHP arasında oluşturulacak ortak komisyon tarafından yapılarak, meclise ve diğer partilere sunulacağını kaydetti.

Yani, AKP+MHP’nin metnini yazıp hazırlayacağı yeni anayasa taslağı bir anlamda TBMM’deki diğer partilere ‘dikte’ edilerek, kabul etmeleri istenecek. Reddettikleri takdirde ise yine muhtemelen ‘ihanetle, demokrasiye inanmamakla, askeri vesayetin hazırladığı 1982 anayasasına sahip çıkmakla, sivil anayasa çabalarını engellemekle’ suçlanacaklar.

Muhalefet partileri de bu senaryoyu en baştan gördükleri için hız verdikleri ikili temaslarda, parlamenter sisteme dönüş, güçlendirilmiş parlamenter sistem konusundaki hazırlıkları, ortaklaşa çalışmaları yürütme girişimlerini hızlandırmaya başladılar.

Soylu-Bahçeli kuşatılmışlığı içinde manevra alanı oldukça kısıtlanan, artık hareket edebileceği sınırlar dahi bu ikili tarafından çizilen Erdoğan, stratejik bir çıkışla bu çemberi kırmak ister mi, CHP ve İYİ Parti başta olmak üzere muhalefet ile bir diyalog arayışına, müzakere çabasına yönelir mi sorularının yanıtları şu aşamada olumlu değil.

Ancak siyasi kulislerde Erdoğan’ın alttan alta ve dolaylı aracılarla CHP ve İYİ Parti’nin nabzını tutmaya çalıştığı yönündeki iddiaları da göz ardı etmemek, şu anda pek gerçekçi görünmese de sürpriz bir çıkışı dışlamamak gerek. Bunda da en büyük etken, ABD ve AB ile yeniden kurmaya çabaladığı diyalog kanallarından alacağı mesajlar olacak.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu