Orta Doğu

Suriye’de nüfuz mücadelesi sürüyor


ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Suriye- Türkiye sınırına yardımların ulaşmasına izin veren uluslararası kararın yetki süresi sona ermeden önce, Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) Rusya ile ‘Suriye geçitleri savaşı’ başlatmak için aceleci bir şekilde harekete geçti. Aynı şekilde Suriye’deki üç nüfuz bölgesinde ‘sınır kapılarına’ dair mücadele de devam ediyor.

BMGK, ABD ile müttefikleri, Rusya ile de ortakları arasında yürütülen ‘karalama savaşının’ ardından geçen yıl 11 Temmuz’da insani yardımları ‘sınırların ötesine’ ulaştırmak için 2533 sayılı uluslararası kararı bir yıllığına uzattı. Ancak 2014 yılında 2165 sayılı kararın yürürlüğe girmesinden bu yana Irak ve Ürdün ile var olan geçişlere alternatif olarak, İdlib ve Türkiye’nin güneyi arasındaki geçişlerin sayısı sadece bire, yani Bab el-Hava’ya indirildi. Moskova, Birleşmiş Milletler (BM) yardımı konusunda ‘bir koridor olarak Şam ile iş birliği yapmaları için’ diğer ülkelere yönelik baskı planı kapsamında bu uzatmayı, Batılı ülkeler tarafından verilen tavizlerin ardından kabul etti. Moskova, 2533 sayılı kararın süresinin sona ermesini bekliyordu. Batılı ülkelere, ‘sınır ötesi yardım’ yetkisinin uzatılmasına yönelik yeni bir karar taslağına karşı oy vereceklerini bildirdi. Yardımın Şam’daki BM’ye ‘Suriye hükümeti ile iş yapmayı meşrulaştırmaya’ yönelik geniş bir Rus vizyonu çerçevesinde gönderilmesi gerektiğini söyledi. Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 17 Temmuz’da görev süresi dolmadan önce, aynı dönemde yapılacak devlet başkanlığı seçimlerini de göz önünde bulundurması gerektiği kaydedildi.

Moskova geçen hafta Bab el-Hava Sınır Kapısı’nı bombalayarak uluslararası kararın uzatılmasına karşı konumunu askeri sahaya çekti. Bab el-Hava, genellikle BM yardım kamyonlarının boşaltılmak üzere toplandığı ve daha sonra yaklaşık 4 milyon Suriyelinin yaşadığı ülkenin kuzeyine yardım göndermek için diğer kamyonlara aktarıldığı bir kapı olarak kullanılıyor.

Rusya, geçen kasım ayında Şam’da bir mülteci konferansı düzenledi. Konferansta komşu ülkelerdeki mültecileri desteklemek için ayrılan fonları Şam’a aktarmaya zorladı. BM, söz konusu konferansı boykot etti. Yayınladığı boykot beyannamesinde mülteciler için uygun ve özgür koşullar oluşmadan geri dönüşlerini kabul etmediğini bildirdi. Sonuç olarak konferans başarıya ulaşamadı. BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, 5,5 milyon mültecinin yüzde 85’ine ev sahipliği yapan Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır’daki Suriyeli mültecileri desteklemeye yönelik programların 5,8 milyar dolara ihtiyacı olduğunu belirttiği açıklamasında şunları söyledi:

“Bu programlar için yeterli kaynakları sağlayamazsak daha fazla nüfus hareketi olacağını göz ardı edemeyiz. Lübnan’dan Kıbrıs’a yelken açan tekneler gördük.”

BM, 2018’deki yüzde 60’tan fazlasına kıyasla geçen yıl gerekli finansmanın yüzde 53’üne ulaştı. Salı günü Brüksel’de bağışçılar konferansı düzenlenecek. Beklentiler, geçen yıl yapılan konferansta 5,5 milyara ulaştıktan sonra vaatlerin 4,9 milyar ABD doları sınırlarına gerileyeceği yönünde. Konferans, komşu ülkelerdeki Suriyeli mültecilere destek sağlayan tek platform olmaya devam ediyor. Bu, dünyadaki diğer kriz konferanslarında verilen taahhütlerden daha ağır basıyor.

Bakan Blinken, Brüksel Konferansı’na katılmayacak. Ancak ülkesinin heyetine başkanlık yaparak ABD’nin BMGK toplantılarının aylık oturumu başkanlığında, gelecek pazartesi günü insani durum için düzenlenecek bir BMGK toplantısına yönelecek. Başkan Joe Biden yönetimi halen Suriye politikasını gözden geçirme sürecinde olsa da iki durum oldukça net. Bunlardan ilki, askeri olarak Fırat’ın doğusunda kalmak ve DEAŞ’ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek. Bu nedenle Blinken, gelecek salı günü 83 ülke ve örgütü kapsayan ve DEAŞ’a karşı oluşturulan Uluslararası Koalisyon’daki meslektaşlarından küçük bir gruba bakanlar toplantısı düzenleme çağrısında bulundu. İkincisi, Suriyelilere insani yardım sağlamak. Zira ABD, 2012’den bu yana Suriyelilere yaklaşık 13 milyar dolar sağladı ve gelecek salı günü Brüksel’de yapılacak bağış konferansında da taahhütlerini sunacak.

Sınır savaşına paralel olarak üç yerleşim bölgesi arasındaki geçişler konusunda gizli bir mücadele mevcut. Hükümet güçleri, Suriye sınırlarının sadece yüzde 15’ini kontrol ediyor. Kalan yüzde 85 ise Suriye ile komşu ülkeler arasındaki 19 sınır kapısının çoğunu elinde tutan, diğer etki alanlarındaki fiili yetkililer de dahil olmak üzere Şam’ın müttefiklerinin ve muhaliflerinin kontrolü altında bulunuyor.

Fırat’ın doğusu ve hükümet bölgeleri ile İdlib’deki muhalefet alanları ve hükümet bölgeleri arasındaki iki noktada geçişler üzerinden savaşlar yapılıyor. Öyle ki iki gün önce Hmeymim Hava Üssü’nde üç geçişin açılması hususundaki bir anlaşma dikkat çekti. Biri ülkenin kuzeyindeki Ankara yanlısı grupların kontrolü altında bulunan ‘Fırat Kalkanı’ bölgesi ve Halep, ikincisi de Türk ordusunun kontrolündeki İdlib, sadık gruplar ve Hama kırsalı arasında. Ancak Ankara, bu anlaşmayı hızlı şekilde yalanladı. Görüşmelerin ticari geçişler açmak için sürdüğü belirtildi.

Rusya ve Türkiye arasında üç yıl önce yapılan gerginliği azaltma anlaşmasında öngörülen ticari geçişlerin, Türk nüfuz alanı ile Suriye’nin geri kalan bölgeleri arasında birçok siyasi boyutu var. Ayrıca bu geçişlerin başka hedefleri de olduğu iddia ediliyor. Bu iddialar arasında Fırat’ın doğusundaki ABD destekli ‘Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG)’ kontrolü altıdaki ‘Özerk Yönetim’ bölgeleri ve Rakka, Tabka ve Münbiç’teki 3 geçiş aracılığıyla Suriye derinlikleri arasında bulunan noktalara alternatif olarak kuzey ve güney arasındaki ticaret alışverişinin güçlendirilmesi var. Kuzeyde geçit açılması hakkındaki söylemlerin doğuda 3 geçidin kapanmasıyla aynı zamana denk gelmesinin ise tesadüf olmadığını savunanlar da var.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu