Orta Doğu

Iraklı gruplar kendilerini yakarken, siyasi denklem Kazımi ve ekibini hasımlarına karşılık vermeye zorluyor


Irak’ta siyaset çevrelerinin ve halkın, Başbakan Mustafa el-Kazımi üzerindeki kendisine silahlı insansız hava aracı (SİHA) ile düzenlenen suikast girişiminde bulunanlar başta olmak üzere silahlı gruplara karşı ‘sert ve hızlı’ bir karşılık vermesine ilişkin baskı her geçen saat arttı. Sahadaki gerçekler ve Irak’taki karmaşık siyasi denklem, Kazımi ve ekibini hasımlarını kapsayacak ve ardından onları etkisiz hale getirecek bir karşılık vermeye zorluyor.

Başbakan Kazımi’ye yönelik suikast girişimi öncesinde silahlı gruplar, Irak basınında ‘Osman’ın gömleğini’ (Hz. Osman’ın şehit edildiği sırada üzerinde olan kanlı gömleğe atıfla kullanılan bir deyim) sallıyorlardı. Seçim sonuçlarına itiraz eden Haşdi Şabi çatısı altındaki gruplara üye olan iki protestocu, Yeşil Bölge Koruma Gücü ile çıkan çatışmada öldürüldü. Bunun üzerine mükemmel bir siyasi tiyatroya dönüşen taziye çadırlarında Asaib Ehli Hak hareketinin lideri ortaya çıkıp “Ey Kazımi! Yoldaşlarımızın intikamını alacağız” diye tehdit etti.

Başbakan Kazımi, SİHA’lı saldırı öncesinde, 2020 yılında halk protestolarının bastırılması sırasında eski Başbakan Adil Abdulmehdi’ye yöneltilen suçlamalara benzer suçlarla itham edildi. Muhalefet ve son seçimlerde kaybeden gruplar, Kazımi’yi devirme ve seçim sonuçlarını iptal etme projelerinde, Tişrin protestolarından alıntılar yaptılar. Gelişmelerin içinde yer alan liderler, yaklaşık bir buçuk yıl önce yüzlerce genç protestocu tarafından geliştirilen ‘iktidarın baskısının kurbanı’ yaklaşımına başvurarak sokağı kazanmaya çalışıyor gibi görünüyorlar.

Siyasi olarak ise çatışma Yeşil Bölge’ye yaklaşırken yansımalarına yatırım yapılarak elde edilmesi beklenen kazanımlardan birinin Kazımi’nin görevini yenileme şansının tamamen ortadan kaldırılması gibi görünüyor. Öte yandan bu durum, Sadr hareketinin lideri Mukteda es-Sadr’ı ise utandırıyor. Hatta onu Yeşil Bölge’nin sınırlarındaki çatışmalarla temsil edilen bir çatışmanın içine çekiyor.

Gruplar, seçim sonuçlarına itiraz ettikleri andan itibaren sonu hesaplanmamış bir maceraya atıldılar. Bu grupların takipçileri onları, Bağımsız Yüksek Seçim Komisyonu’nun merkez depolarının olduğu bu uluslararası bölgeye saldırmaya zorladılar. Bu macera, Kazımi’ye ve seçim sonuçlarına muhalefet eden bu grupları, DEAŞ’ın ülkeye girişinin öncesindeki oluşumlarından bu yana belki de en şiddetli siyasi izolasyona sürükledi. Şimdi ‘ben ve düşmanlarım’ kartını oynuyorlar ve başkalarını da kendileriyle birlikte sürükleyerek uçurumdan atlamaktan çekinmiyorlar.

Fakat, Başbakan Kazımi’nin konutu SİHA ile hedef alınır alınmaz manzara değişti. Kazımi’ye muhalif olan taraflar da dahil olmak üzere herkes bu saldırıyı kınadı. Ama aynı zamanda olayla ilgili şüphelerinin bir göstergesi olarak Kazımi’ye yönelik suikast girişiminin araştırılması için bağımsız bir teknik soruşturma yapılması çağrısında bulundular. Açıklamalarındaki satır araları, sanki saldırıyı Başbakan’ın kendisinin düzenlediğini ima ediyor gibiydi. Bu da suikast girişiminin iktidara karşı yapılmış bir darbe olarak görülmesini engellemek amacıyla bir kamuoyu oluşturulması için sık kullanılan bir yöntemdir.

Şuan için tablo Kazımi’nin lehine gibi görünüyor. Suikast girişimi olayının seçim sonuçlarındaki siyasi boğulmayı çözmek için bir anahtara dönüşmesi mümkün. Zira politikacıların perde arkasından söyledikleri de bu. Ancak Kazımi’nin şimdi, siyasi sistemin kaderinden endişe duyan seslerin baskısı altında, olayın arkasındaki gruba ve suikast girişiminin başka girişimlerin önünü açan geçici bir olaya dönüşmemesi için resmi bir tepki formüle etmesi gerekiyor.

Olay şu ki, Başbakan Kazımi, kendisine düzenlenen suikast girişimini Arap ülkelerinin ve uluslararası camianın kınama açıklamalarından sonra bu girişimi hasımlarının elinden aldı. Şimdi, seçim sonuçlarını protesto etmek için düzenlenen oturma eylemini sona erdirmek ve taraflar arasındaki siyasi diyalogu yeniden başlatmayı teklif eden etkili tarafların liderlerinin yardımıyla seçim krizini sona erdirmek de dahil olmak üzere birçok manevra seçeneğine sahip. (Şii) İslami Dava Partisi’nden üst düzey bir yetkili yaptığı bir açıklamada, “Son kaos, Şii güçlere içeride ve dışarıda çok pahalıya mal olabilir” ifadelerini kullandı.

Buna karşın Başbakan Kazımi, devleti zayıflatma girişimleri veya Sadr hareketinin lideri Mukteda es-Sadr’ın ifadesiyle ‘küçümseme’ girişimleri karşısında halk arasında zayıflık göstermekle ve ihmalle suçlanıyor. İster istemez halk, devletin silahlı gruplar tarafından yutulmasından korkuyor. Bunun yanı sıra Kazımi’nin çalışma şeklinin, bu grupların kendilerini toplum içinde yakmalarına izin vermek ve ritmi minimum düzeyde kontrol altında tutmak olduğu açıkça görülüyor. Eleştirmenlerine göre sakin kalarak ender görülen bir rol oynuyor.

Başbakan’ın yakın çevresi, Kazımi’nin krizi çözmeye yönelik takip ettiği yolun, Irak’ta Yemen veya Suriye senaryosunun gerçekleşmesi ihtimaline dayandığını söylüyor.

Kazımi’nin sakinliği siyasi bir ‘etkinlilik’ gibi görünüyor. Siyasi diyalogun motorları krizi çözmeye çoktan başladı. Bu da sonunda bazı grupların siyasi süreçten çıkarılmasına ve siyasi şiddeti ve iktidarı devirme girişimlerini sona erdirmeyi kabul eden taraflarla müzakereler aracılığıyla yola devam edilmesini sağlayabilir.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu