İran

Tahran’ın koşulları Viyana müzakerelerini zora sokuyor


Viyana’da düzenlenmeye başlanan ancak 23 Haziran’da askıya alınan nükleer müzakerelerde İran ile ABD arasında ‘bağlantı noktası’ rolü oynayan Avrupa Birliği (AB) müzakerecisi Enrique Mora, bugün Tahran’da İran’ı bir an önce müzakere masasına döndürmeye çalışacak. Bu amaçla İranlı yetkililerle görüşmeler gerçekleştirecek.

İran, Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Said Hatibzade’nin azartesi günü yaptığı açıklamaya göre iki taraf arasında yeniden başlaması beklenen müzakerelerin kapsamını, Afganistan’daki gelişmeleri ve Tahran ile Brüksel arasındaki genel ilişkileri içerecek şekilde genişletti. Nükleer dosya, özellikle AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in İspanyol diplomat Enrique Mora’yı Avusturya’nın başkenti Viyana’da altı tur olarak düzenlenen görüşmeler sırasında yaptığı arabuluculuk rolüne atamasından bu yana müzakerelerin temelini oluşturuyor.

Paris’teki Avrupalı diplomatik kaynaklara göre Mora, Tahran’da İranlı yetkililerden Viyana’ya dönüş tarihiyle ilgili kullandıkları ‘yakında’ kelimesiyle tam olarak neyi kast ettiklerini anlamaya çalışacak. İranlı yetkilileri müzakereleri geciktirmeye ve daha fazla ertelemeye son vermeleri çağrısında bulunacak. Washington da diğer Batılı ülkelerin başkentleriyle birlikte sık sık Viyana kapısının ‘sonsuza kadar açık kalmayacağını’ vurguluyor.

Tahran halen müzakereleri erteleme hakkı olduğunu düşünüyor. Ancak müzakerelerin yakın bir tarihte yapılabileceğine dair bir takım işaretler de var. İranlı yetkililer bir yandan müzakerelerin, (tıpkı eskiden olduğu gibi) İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin gözetimi altında olmak kaydıyla Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülmesini kararlaştırırken diğer yandan müzakerelerin gelecekte ulaşacağı noktanın belirlenmesine yönelik içeride yapılan istişareler de sonuçlandırılmış gibi görünüyor. Bunun sinyalleri, geçtiğimiz hafta Lübnan’ın başkenti Beyrut’u ziyaret eden İran Dışişleri bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan tarafından verildi.

Ancak Viyana’daki müzakerelerin başlamasıyla, başarıya ulaşması farklı şeyler. Aynı kaynaklara göre Tahran’ın öne sürdüğü koşulların tamamı yerine getirilemeyebilir. Zira İran’ın öne sürdüğü koşullar, Washington ile Tahran arasında arabuluculuk yoluyla da olsa onlarca saat süren yoğun müzakerelerin ardından ana hedefe ulaşılmasını engelleyen zorlukları artıracaktır.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi geçtiğimiz haziran ayında iktidara geldiğinden bu yana İran, müzakereler ‘zaman kazanmak içinse’ veya ‘İran halkının meşru haklarını ve çıkarlarını sağlamıyorsa’ müzakerelere dönmeyeceği yönünde bir söylem geliştirdi. Bugün ise tablo daha da netleşti. Tahran, müzakerelere taraf olan Avrupa ülkelerinden, ABD’ye atıfla ‘herhangi bir tarafın’ varılabilecek anlaşmadan tekrar çıkmasından kaçınılacağına dair kendisine garanti verilmesini ilk şart olarak öne sürdü. Avrupalı kaynaklar bunun Avrupa ülkelerinin elinde olmadığını ve böyle bir garanti vermeye güçlerinin yetmeyeceğini belirttiler. İran’ın bu talebine şaşırmış gibi görünen aynı kaynaklar bu tür taleplerin geçmişte dile getirildiğini ve ABD’nin de bunun Kongres’den geçmesi gerektiği ve onaylanıp onaylanmayacağının kesin olmadığı yönünde bir yanıt verdiğini kaydettiler.

Yaşananlar bu kadarla da sınırlı değil. İran, 2015 yılı yazında imzalanan nükleer anlaşmaya ‘olduğu gibi, herhangi bir ekleme ya da çıkarma olmaksızın’ dönmek istediğini belirterek ABD’nin ‘tüm’ eski ve yeni yaptırımları, pazarlık yapılmaksızın geri çekmesini şart koştuğunu bir kez daha vurguladı. Burada Tahran’ın iki şartı öne sürmek üzere olduğu anlaşılıyor. Bunlardan ilki, önceki nükleer anlaşmaya yapılacak herhangi bir eklemeye karşı çıkmak. Bu da pratikte, bir yandan balistik füze programı, diğer yandan istikrarsızlaştırıcı bölgesel politikası ile ilgili müzakereleri daha sonra kabul etmesini zorunlu kılan herhangi bir yeni maddeyi kabul etmemesi anlamına geliyor. Durum şu ki Biden yönetimi, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in geçtiğimiz haziran ayında yaptığı bir konuşmada, kesin olarak karşı olduğunu belirttiği bu talepten vazgeçmemesi için hem içeriden hem de dışarıdan bir takım baskılara maruz kalıyor. Ayrıca tüm yaptırımların tek seferde kaldırılması şartı, Washington için yasal ve siyasi bir sorun teşkil ediyor. Hukuki açıdan işler zor görünüyor. Zira eski ABD Başkanı Donald Trump’ın yönetimi, bir takım yasal engeller oluşturdu ve İran’ın nükleer programına yönelik yaptırımları, terörizm ve insan haklarıyla ilgili yatırımlar arasındaydı. Bu yüzden yaptırımların hepsini birden kaldırmak oldukça güç.

Siyasi olarak ise ABD yönetimi, İran’ın bu talebine yanıt vermeyi yararlı ve uygun görmüyor. Zira bunu kabil etmesi, İran’ı gelecekte başka dosyalarla ilgili müzakereleri kabul etmesini sağlayacak baskıdan kurtarıyor. Tüm bunların yanı sıra İran, Washington’ın bir iyi niyet göstergesi olarak ABD bankalarındaki dondurulmuş 10 milyar dolarlık İran fonlarının üzerindeki blokajın kaldırılmasını istiyor. Bu talep Washington tarafından reddedilirken Avrupa ülkelerinden ise destek görüyor.

Diğer yandan Paris dün, İran’ı, ‘yeni bir oldu-bitti yaratmaya çalışmakla’ suçladı. Bu suçlamada sahada da genellikle ‘utanç verici’ bir durum olan 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmaya geri dönmeyi zorlaştıracaktır. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Fransa Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Washington ve diğer ortakların geçtiğimiz haziran ayında askıya alınan Viyana’daki nükleer anlaşma müzakerelerini yeniden başlatmaya ve görüşmeleri hızlı bir şekilde tamamlamaya hazır oldukları, İran’ın da niyetlerini açıkça ortaya koymasını bekledikleri belirtildi.

Biden yönetiminin dün, Hasan Ruhani’nin İran’ın cumhurbaşkanı olduğu sırada ve siyasi olarak itibar kazanmak amacıyla bir an önce anlaşmaya varmak istediği bir dönemde Tahran’a vermediğini, yarın Tahran’a vereceğini hayal etmenin zor olduğuna dair genel bir kanı var. İran’ın Nükleer programıyla (yüzde 20 ile 60 arasında uranyum zenginleştirme, zenginleştirilmiş uranyum madeni üretimine başlanma, yüksek hızlı santrifüjlerin konuşlandırılması, en az 120 kilogram yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum biriktirilmesi gibi) elde ettiği ilerleme, onu nükleer silah elde etme eşiğine getiriyor. Dolayısıyla Tahran, Washington’ın Afganistan’dan kaos yaratan geri çekilmesinin ardından İran’la savaş riskini göze alamayacağından emin olarak, taleplerinin yerine getirilmesini sağlayacak baskı kartları topluyor. Bununla birlikte Çin’e, Rusya’ya ve Doğu Asya’ya yönelmesi, büyük miktarlarda petrol satma başarısı ve iç talepler karşısında kendini rahat hissetmesi, müzakere koşullarını iyileştirmek ve istediğini elde etmek amacıyla manevra yapması için daha fazla zamanı olduğuna inanmasına neden oluyor.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu